Zekât Nedir, Yararları Nelerdir?

Zekât: Zahiratın düzeni demektir. Bu öyle bir düzendir ki; toplumu bir evin ailesi gibi yek vücutluk haline getirip, olumunu tam yaşatan bir düzendir.

 

Zekât: Devlete verilen vergiden, makbuz karşılığı ödenen her türlü paradan ve özdenlik icabı olan sadakadan da başka yapıda, aynıyla farz olan en hayırlı bir ödenektir.

 

Bu çok hayırlı olan zekât farzı, özdenlerin anlayıp yapabilecekleri hayırlı ödenektir. Zekâtın ölçüsü; sadakattan olan ihlâsın ifadesidir.

 

Zekât herkese farz değil, sadece nisaba malik olanlara farz olmuştur.

 

Nisap demek; kendisine devamlı lâzım olanların fazlasından başlar.

 

Ancak zaman içerisinde bir çok kavramın manası değiştirildiği için günümüzde de bu önemli emir şekil değiştirmiş ve gayesinden sapmıştır.

 

Sevap olsun diye çok insana vermek mi değerlidir yoksa biriken paraların bir aile efradını refaha kavuşturmak mı? İşte buna herkes kendi gönül ve akıl muhasebesinden karar vermelidir. Birçok insana az az vermek ancak onları kısmi olarak doyurmaktan öteye geçiremez.

 

Zekât: Doğrudan doğruya İslâm’ı cidden kabul etmiş olanın, kardeş kalkındırması manasındaki ciddiyetin ifadesidir. Gerçekten İslâmiyeti kabul etmiş Müslümanların, düşkün kardeşlerine ciğeri cızz eder. Eder ancak bunu tek başına kaldıramaz. Böyle zekât müessesesine ödediği senede bir zekât ile, kendisine hiç dokunmadan her semtte birkaçı iş-meslek sahibi olur. Böylece Allah’ın emri özden olarak, yerine bilerek getiren toplumda fakir kalır mı, kalmaz mı ona göre iyi bir düşünmek lazım.

 

Vakti saadet ve halifeler devri, seferi bir devir olduğu için; o günlerdeki zekât, devlet-i işlere de kullanılıyordu. Bugünlerde sıkça duyduğumuz ‘vergi zekât demektir’ sözü yanlıştır. Çünkü vergi devletin esas hakkıdır. Nizamı hukuk olarak kabul edilir. Sigorta ise; koruma tedbiri gibi bir şeydir. Fitre ise orucun sıhhatine derman kabul edildiği gibi, ayrı ayrı meselelerdir.

 

Zekât: Allah’ın bir emri olduğuna göre demek oluyor ki bu insanlık için muazzam bir fırsat ve nimettir. Bu yoldan çıkılırsa bunun keyfinin nerede olduğunu idrak etmek elzemdir. Aksi halde manasını yitirir ve insana şüphe sokar, sıkıntı verir.

 

Zekât: nisaba malik olanın kırkta biri yani %2,5 değerinin fakire direkt olarak verilmesidir. Ancak burada verilmesi gereken şahıs çok incelikle seçilmelidir. Ayrıca para elden nakit olarak değil aksine birkaç kişi bir araya gelmeli ve o kişiye bir iş kurulmalıdır. Bu iş üzerinde çalışması ve ailesine bakması hükmedilir. Yoksa parayı çarçur edip harcayabilir gene aynı durumda baki kalabilir. Yani kısaca zekât verilmekte ki amaç verilen kişinin zekât verebilecek hale getirilmesinin sağlanmasıdır. O kişi bir sene sonra zekât verebilecek konuma gelecek, gelmelidir de. Yoksa verilecek olan paranın bölünüp birkaç kişiye verilmesinin hiçbir değeri yoktur. Olmazda.

 

Mahallelerde paralar birikir, Tahkitat yapılır. Gayrı meşru yolları olmayan Müslüman kardeşlerine, ittifak ile iş kurması için gerekeni yaparlar.

 

Ayrıca yardım edilecek konuları kısaca özetlemek gerekirse;

  • İş kurmak adına yardım
  • Öksüzlere bina almak, binanın geliri öksüzlerin geçimini temin etmesi
  • Kimsesiz kız ve oğlanları evlendirip, onlara iş veya meslek sahibi olmaları için
  • Meslek, sanat, ilim tahsil edenleri muvaffak edecek bir kurul tertipleyici teşkilat kurulumu

Bu gibi kurumlar asla ve asla kötüye kullanılmayacak, suistimal edilmeyecektir. Aksi halde paraların parçalanarak farklı farklı çok insana verilmesi mekruhtur.

 

Zekât vermenin hazı, keyfi ise bambaşkadır. Zekâtı kim kime veriyor konusu önemlidir. Biz vermiyoruz aslında. Kendimizden kendimize veriyoruz. Çünkü ver diyen kimdir, verdiren kimdir? Yani Ver diyen veriyor demek ki ver emriyle verilen canı yürekten verilen verene hizmet ediyor.  Mal kiminse o ver diyor. Eğer mal bizim olsa ölünce onlarla gömülürdük. Oysa bir  bez parçası ile gömülüyoruz oda mezarda kalıyor sadece. Ancak ver diyene uyarsak ve verirsek işte kendimize verdiğimizi anlarız. Vermekten zevk duymayan varsa tabiki bunu bilemeyiz.

 

Kısaca Allah’ın tüm emirleri kendisi için değil aksine insanın daha iyi yaşaması zevk sefa sürmesi adınadır. Ancak zaman içerisinde şekillenen akıl birileri tarafından yanlış yönlendirilip farklı manalar çıkartılmış. İnsan aklı karışınca da asli görevlerimiz yanlışa gidiyor. Aklını gönlüne rücû etmende bu işler olmaz vesselam. (KBÇ)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s