Özet I

Seneler geçtikçe birçok sırra vakıf oluyordum. Teşkilat ve kendi geçmişim ile alakalı. Anlamıştım ki devlet içinde özel bir birim kurulmuştu. Bu kuruluş çok eskilere dayanıyordu. Yapılan titiz araştırmalar sonucunda Osmanlı’dan başlayarak birçok ulusun yok ediliş senaryosu içinde hep içten çöküş mevcuttu. Sinsice yapılan planlar doğrultusunda, içe sızan ajanlar ana merkezin zaafi yönlerini keşfediyor ve bunları kendi genel merkezlerine iletiyordu. Sonrasında ise ikinci plan devreye giriyordu. İç ayaklanmalar ve kaoslar. Sonuncunda ise kaçınılmaz gerçekler. Tarih sürekli aynı oyunu oynuyor, insanlar ise bu oyunda yerlerini hiç aksatmadan alıyordu. Birçok mücadeleden sonra yapılan her karşı eylemin başarısız olması ile alternatif bir düşünce arayışına itmişti insanları. Mustafa Kemal bu konuda önderlik etmiş ve çalışmalara başlamıştı. O dönemde kimseye güvenemiyordu. Devlet içinde devlet karmaşası yaşanıyor, birçok tarikat, dernek ve çıkar gruplarının çalışmalarını takip ediyordu. En büyük tehdit aşırı şeriat yanlısı taraflar gibi gözükse de Atatürk Mason Localarının sinsi planlarını anlamıştı. O yüzden çalışmalarına çok derin ve gizlilik içinde devam ediyordu. Ordudan emekli en yakın arkadaşlarını bu konuda görevlendirmiş. Uzak diyarlara yollamıştı. Bu kişiler birçok bilgi ile kendisine dönüyor, tekrar çalışmalarına devam ediyorlardı. İttihat ve Terakki’nin birçok üyesi Mason ağırlıklı üyelerden oluşmaktaydı. Bunun gibi birçok birleşim üstü kapalı şekilde sinsice plan yapıyorlardı. Atatürk’ün en büyük korkusu da buydu. Bu araştırmalar bitmeden öldürülmesi…

İçeri giren lider bize artık esas kuruluş amacımız tek tek bildiriyordu. Kimin kurduğu, ne amaçla kurduğu hakkında. Bu gerçekler bizler için asla sürpriz olmamıştı. Tek bir amaç için yetiştirilen bu insan topluluğu kusursuz sayılacak seviyede eğitim görmüş artık vatanına borcunu ödemesi gerektiği liderin ağzından bizlere dökülüyordu.Ancak bunların akabinde yüzündeki buruk tebessümü herkes fark etmişti Büyük bir kayıp vermiş olduğumuzu ve bunun üzüntüsünü dile getiriyordu. Teşkilatın esas manevi kurucusu Mustafa Kemal’in bilinmeyen manevi oğlu da kendisi gibi zehirlenerek öldürülmüştü…

Atatürk’ün gizli emri ile kurulan bu teşkilat seneler sonra ilk meyvelerini verecekti. Ancak beklenmeyen bir acı haberle bu gerçekleşiyordu. Hain eller tekrar iş başına geçmiş nasıl ki Mustafa Kemal’i gün be gün zehirlemişlerdi işte herkesten gizlenen ve teşkilatın kurma görevini verdiği Kod 0 diye bildiğimiz kişi şimdi aramızda yoktu. Sonrasında anlamıştık bizi ilk karşılayan bu kişiydi… Teşkilat hakkında tek bir detay bile verilmemişti onca eğitim içersinde. Gizlilik hat safhadaydı. Varlığının ortaya çıkması asla düşünülemezdi. Çünkü bu eğitim Türkiye Cumhuriyeti var olduğu sürece Atatürk’ün en büyük mirası idi. Ancak bu sayede refah ve huzur içinde yaşayabilirdik. Bu kuşaktan kuşağa geçecek bir örgüt sistemiydi. Atatürk uykusuz geçen gecelerini bu teşkilatın en ince ayrıntılarını bizzat kendi ortaya çıkarmış, dünya üzerinde ki bütün dernek teşkilat gizli örgüt ve bunun gibi yer altında varlıklarını sürdüren her tür organizasyonu aylarca incelemiş ve ortaya hepsinin bir sentezi çıkmıştı. Kendine buna bir isim koymuştu ancak bu bize asla söylenmemişti. Birbirimiz hakkında tek bildiğimiz şey kod isimlerimizdi.

Özel doktorunu sürgüne yollamıştı Atatürk. Kendinden başkasına asla güvenmezdi. Ama manevi yönü ve geçmişte aldığı mistik eğitimler onun 6. his denilen aslında her insanda var olan bir yönünü çok geliştirmişti. Sezinleme duygusu artık hat safhada yaşıyordu. Bir takım entrikaların döndüğünü anlamış iç güvenliğin sağlamlaştırılmasını istiyordu. Bana bile yaklaşabiliyorlarsa herkese yaklaşırlar diyordu.

En yakın doktoru bile onu zehirlemek için görevlendirilmişti. Bunu kimlerin yaptığını çok iyi biliyordu. Bir emir ile doktorun boynunu vurdurabilirdi ancak bunu yapmamıştı. Üstünlük gösterip ve düşmanlarına ne kadar mert, zeki ve soğukkanlı olduğunu gösterircesine sürgün etmişti bu topraklardan onu. Alın adamınızı koynunuza dercesine. Biliyordu ki bu mücadelesi en sonunda bir yeden kopacaktı o yüzden bu çalışmalarına sonsuz hız kazandırdı. Zamanı gittikçe azalıyordu. Doktorun gün be gün verdiği mg.’lık zehirler artık etkisini göstermeye başlamıştı. İç kanama vardı bedeninde. İnatla çalışmaya devam ediyordu. Odasına bile artık kimseyi almıyor notlarını yazmaya çalışıyordu. Görevlendirdiği en yakınları tek tek uzak ülkelerden notlarını getiriyor tekrar çalışmaya koyuluyorlardı. Kimse anlam veremiyordu bu garip davranışlara. Gelen ikinci doktorun acı haberi ile karşılaşmıştı. Aldığı haber gerçi bildiği haberdi. Ancak tahmininden daha az vakti kaldığını öğrenmişti. Oysa onun için önemli olan yaşantısı değil kurmaya çalıştı bu teşkilattı. Canı hiç bir zaman değerli olmamıştı. Her an onu terk edebilirdi. Ancak tökezleyen bir ulusun önündeki engelleri tek tek kaldırmış artık ayağa kalması gerektiğini savunuyordu. Araştırmalarının sonuncunda her yerde varlıklarını sürdüren dış güçler çok güçlüydü. Tek başına bunların üstünden yeterince kalkmıştı ancak bu yetmiyordu. Gelen bilgiler doğrultusunda bir çok gizli gerçeğe sahip olmuştu. Atlantis’ten Mu’lara kadar, Aryan Irkından Sümerlere kadar olan tarih masasının üstünde yerini almıştı. Erken veda etmek istemiyordu bu bilgilere. Ama zamanının kısıtlı olması nedeni ile bütün çalışmalarını bir dosya haline getirmişti. Ses kayıtları, video kayıtları ve dökümanlar yüzlerce dosyadan oluşuyordu. İşin ilginç yanı tam savaş zamanı Atatürk’ün bu bilgilerle ne yapacağı hep merak uyandırmıştı. Görev verdiği insanlar bile bu merakın içindeydi. Kimseye tam olarak açıklama yapmıyordu. Ancak gizli ilimlerle alakalı bir çok çalışma yapmış bunların toplandığı bir kitap yazıyordu. Şaman olan Türklerin atalarını incelemiş bunların kırıntılarının ne kadar geçmişe indiğini tek tek öğrenmişti. Bu kadar yoğun zamanın içinde bunlara yer ayırması incelemesi yakın çevresi tarafından meraklı gözlerle takip ediliyordu. Araştırmaları gizli sırları yazmış olduğu kitapta mevcuttu. Asırlardır bir çok ulusa hizmet etmiş olan İstanbul birçok gizemi içinde barındırıyordu. Her geçen gün öğrendiği bilgileri satırlara döküyor iler ki kuşak için bir kaynak olmasını sağlıyordu. Ancak bu bilgilerin her zaman olduğu gibi çarpıtılma değiştirilme endişesinden böyle bir teşkilatın kurulmasına karar vermişti.

Atatürk’ün şekillendirdiği bu teşkilat ancak manevi oğlu tarafından aktif hale getirilmişti seneler sonra. Atatürk’ün “Mirasım” adı altında toparladığı bu belgeler tek bir kişi yetkisi ile korunabilirdi. Oda manevi evladı olan Kod 0 tarafından. Esas zor olan da buydu. Binlerce dosyanın içindeki bilgileri toparlayarak seneler süren bir çalışma yapmıştı. Sonrasında anlamıştık ki Kod 0 da Atatürk’ün bir gün yetimhaneyi ziyareti sırasında gizli olarak evlatlık aldığı gerçeği idi. Kod 0 hakkında tek bildiğimiz gerçek bununla sınırlı kalmıyordu. İlk tanışıklıkları çok ince ayrıntısı ile kaleme alınmıştı. Atatürk bunu bizzat kendi yapmıştı. O anı şöyle anlatıyordu.

O’nu gördüğüm gün sevmiştim. Binaya girdiğimde bana dik dik bakan tek çocuktu. Kollarını kenetlemiş, sanki şekeri elinden alınmış yaramaz bir çocuk edası ile hiç kıpırdamadan bana bakıyordu. Yanımdaki yavere kimdir bu çocuk demiştim. Aldığım yanıt ise daha da ilginçti. ‘Efendim kendisi daha yeni getirilmiş buraya ancak gözleri önünde anne ve babası katledilmiş Ermeniler tarafından ve geldiği günden beri hiç konuşmamış.’ Aldığım haber beni çok şaşırtmamıştı gerçi ancak bu kadar küçük bir çocuğun bu acıyı yaşaması beni çok derin etkilemişti. Adımlarım onun üzerine doğru idi. Tam yanına geldiğimde hiç istifini bozmadan dik dik bana bakıyordu. Eğilmez bükülmez bir demir gibi dimdikti. Dizlerimi kırıp onun seviyesine indim. Şimdi direk gözlerinin içine bakıyordum. Benim gibi masmavi gözleri vardı. İçinde beni gördüm ve bana ATAM! Diye seslendi kısık bir sesle. İkimizin de gözlerinden bir damla göz yaşı aktı. O an herkesin bu durumu anlamaya çalıştığını ve söylenmeye başladığını hissettiğim anda ayağa kalktım. Elimi ona uzatmıştım. Ancak o elimi değil minnacık elleri ile serçe parmağımı sımsıkı kavramış benimle yetimhaneyi geziyordu. Bütün gün o parmağımı bırakmamıştı. Onda bana ait bende ona ait olan bu sevgi uzun yıllar devam etti. O günden sonra Atatürk gizli olarak bu çocuğu kendi bünyesine alıp yetiştirmişti. Kimsenin ruhu duymamıştı bu olayı. Çok gizli hareket edilmesini emretmişti. O dönemler bu planın içinde yer almasını düşünüyor muydu ya da düşünmüyor muydu bilemiyorduk ancak aralarındaki sevgi kusursuzdu. İşte o günden sonra ki dönemlerde kod 0 istediği gibi eğitiyor öğrendiği bilgileri ona aktarıyordu. Zaman geçti ve Kod 0 adını alan gerçekle uyandı bir sabah çünkü Atam dediği varlık artık son nefesini vermek üzereydi. Son sabah namazını kılmak için güçlükle yatağından kalmıştı. Oysa doktorları ona asla kıpırdamaması gerektiğini söylemişti. Ancak O artık sona geldiğini anlamış ve son bir güçle ayağa kalkıp abdest almıştı. Kılınan sabah namazından sonra hocasına artık bir dönemin kapandığını ancak başka bir kapının açıldığını söylemişti. Allah hepimizin günahlarını affetsin ve bize verdiği bu asil kanı ölümsüz kılsın demişti. İkinci durağı ise Kod 0 dı. Onun odasına girdiğinde onun da namazını yeni bitirdiğini görmüştü. Tesbih çekiyordu dua ederek. Onu belli bir süre uzaktan izledi kapıya yaslanarak. Gücü iyice azalıyordu. Son birkaç cümle kurmak istedi son anını onunla geçirerek. Kapının gıcırtısı ile Kod 0 kapıya doğru baktı ve karşısında babasını, Atasını görmüştü. Asla ona baba demiyordu ..Çünkü O onun Atasıydı. Anlattığına göre Atatürk son yolculuğa hazırlandığını bunun için abdest alıp namaz kıldığını söylemişti ve zamanı geldi diye eklemişti. O an ikisi de gözyaşlarına boğuldular. Kod 0 Atatürk’ün bacağına sımsıkı sarılmış hüngür hüngür ağlıyordu. Oysa Atatürk’ün anlatması gereken bazı şeyler vardı ona ve dinlemesi lazımdı. Gözyaşları ile vakit kaybedemezdi. Çok az zamanı kalmıştı. Bedeni artık dayanmıyordu acılara. Aylardır verilen zehir damlacıkları artık bütün bedenini kavuruyordu. Birçok organı iflas etmişti. Bu kadar dayanması bile birçok doktoru şaşırtıyordu. Sabah ağarmak üzereydi. Kod 0’ a dinlemesi gereken bazı şeyler olduğundan bahsetmişti. Mirasım sana emanet demişti. Kimseyle ama kimseyle bu bilgileri paylaşma. Odama git bu anahtarla ahşap dolabında içindeki büyük defteri al. Sarayın kuzeydoğusundaki kiler bölümüne git, odasının uzak sol köşesinde büyük ahşap bir dolap göreceksin onu tek başına itmen gerekecek. Hayli ağırdır gerçi senin geçebileceğin kadar itsen kafidir. Orası tam bir insan boyunca ama sürünerek geçebileceğin bir su kanalıdır. Onu takip et sağa sola bakma sakın. Direk olarak düz git. Sonunda ışık göreceksin seni sarayın kuzey batısına çıkartacaktır bu kanal. Oraya vardığında küçük bir sandal bulacaksın. Biliyorum işlerin çok zor ama mecbursun bunları yapmaya. Anlıyor musun beni? Orda seni bekleyen bir uşak var. Ben gereken emirleri verdim ha bu arada unutuyordum. Üzerine bir pelerin al yüzünü sakla. Kimse senin olduğunu bilmesin. Uşak bile. Ona verilen emir seni Kız Kulesi’ne ulaştırmak olacaktır. Elindeki defteri sakın kaybetme ve kuleye çıkınca orda belli bir süre kalacaksın. Orda her şeyin temin edilecek. Kör yaşlı bir adam bakar oraya uzun yıllardır. Senin varlığını biliyor ve sana o bakacaktır. Orda uzun süre çalış notları oku, sonrasında karar senin. Nereye gitmek istersen ne yapmak istersen her şey artık senin ellerinde. Ben sana güveniyorum. Nasıl ki bu insanlar bana güvenmiştir ben de sana güveniyorum sevgili oğlum!’ Atatürk son kez arkasına baktığında ağzından son cümleleri çıktı. ‘Damarlarında ki asil kanda beni bulacaksın işte o gün Türklerin Kurtuluş günü baki olacaktır. Gözüm üstünde…’

Hacer Çolak

Reklamlar

Özet I” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s