Özet I

1430 yılında bir gece Maria’nın kulaklarında bir bebek sesi yankılanır. Maria sesin geldiği yönü tam olarak kestiremese de o yöne doğru yürüyordu gecenin karanlığında, dar sokaklarda. Geçtiği sokaklar aynı ama evler farklıdır. Adımlarını kontrol edemediğini fark etmişti. Her zaman gördüğü rüyalardan biri miydi acaba gene bütün bunlar emin olamıyordu. Çünkü her şey gerçek gibiydi. Her zamanki yerlerde geziniyordu ama zaman farklıydı. Bulunduğu yer sürekli geldikleri, oyun oynadıkları Aya Dimitriya mahallesidir. Ama pek çok şey değişmiştir.  Bebeğin ağlaması duyulur yeniden. Maria sese doğru gidecekken duvarda gördüğü yazı dikkatini çeker. Şaşkınlığı iyice artar. Oyun oynadıkları avlu dışında tanıdığı hiçbir yer yoktur. Köşeyi döndüğünde dar bir sokakta bulur kendini, mağaraya benzettiği bir sokak. Oradan kaçmak istiyordu ancak kımıldayamadığını fark etti. Alnından süzülen ter damlası yere düştüğünde bebeğim sesi tekrar duyuldu. Sesin geldiği noktaya baktığında bir ışık gördü. Işık mağaranın en dip noktasını aydınlatıyordu. Görüntüler netleşmeye başlamıştır. Mağara sokağa dönmüştür ve sokağın sonundaki üç katlı evi görür. Bebeğin sesi evden gelmektedir ve ışık sadece evi aydınlatmaktadır. Sonunda evin önüne gelmişti. Evin kapısının üstündeki tarihleri gördüğünde kafası allak bullak olmuştu. Maria 400 sene sonrasını nasıl görüyordu anlayamıyordu bir türlü. Tek istediği bebeği görmekti. Kapının önüne geldiğinde seslendi ama yanıt alamadı. Ve eve girmeye karar verdi. Eve girdiğinde inanılmaz bir huzur hissetti sanki o eve aitmiş gibi. Evdeki düzen çok etkilemişti onu, her şeye dokunmak istiyor ama başaramıyordu. Odaların arasında gezinirken bebeğin ağlayışını duydu ve üst kata çıkmaya başladı. Üst kata çıktığında dikkatini duvardaki saat çekmişti. Ne olduğunu anlayamıyordu çünkü bildiği bir nesne değildi. Biraz daha yaklaştığında üstündeki rakamları fark etti. Babasının çalışma odasındaki notlar gibiydi her şey onun için. Tek seçebildiği rakamlardan birinin 9’u diğerinin ise 5’i gösterdiğiydi. Çıkabileceği bir kat daha olduğunu gördü. Bebeğe kavuşmasına çok az kalmıştı. O merdivenleri çıkarken bebek durmaksızın ağlıyordu. Bebeğin sesinin geldiği kapının önündeydi nihayet. Evdeki bütün kapıların aksine bu kapı kapalıydı. Maria nesnelere dokunamadığı için içeri nasıl gireceğini düşündüğü sırada kapı açıldı ve beyazlar içinde bir kadın ona doğru geldi. Çığlık atmıştı ama kimse duymamıştı çığlığını kendi bile. İşte o zaman anladı ki bütün bunlar bir rüyaydı…

Odanın içini görebiliyordu. İçeride yatakta yatan bir kadın ve yanında bir adam vardı. Kadın az önce doğum yapmıştı. Yanındaki adam da kocasıydı. Odadaki eşyalara bakıyordu tanıdık bir şeyler görme umuduyla ama boşunaydı bu çabası. Hiçbir şey ona ait değildi. Duvarda beze sarılı bir kitap görmüştü. Görüntüler silikleşmeye başlıyordu ama Maria uyanmak istemiyordu. Bebeği görmeden uyanamazdı. Bunları düşündüğü sırada bebeğin çığlığı ile korkarak açtı gözlerini, uyanmamıştı. Adam bebeği kollarının arasına almış havaya kaldırmıştı. Adam bebeğe bakarak bir şeyler söylüyordu ama bunları anlamıyordu Maria. Duvarda asılı olan kitap kadının elindeydi ve o da kitaba bakarak bir şeyler okuyordu. Duyduklarını anlamıyordu ama içini huzur kaplıyordu. Adam bebeğin kulağına bazı şeyler söylüyordu. Maria bunları duyabilmek için iyice yaklaşmıştı onlara doğru ve en sonunda duyabilmişti. Adam bebeğin kulağına; Mustafa diye sesleniyordu. İyi ama kimdi bu Mustafa? Bu insanlar kimdi? Maria’nın hiç bilmediği bir zamanda bu insanlarla ne işi vardı? Adam kadının elindeki kitabı almış sayfalarına bir şey yazıyordu. Maria yazıyı görmek istedi babasına söyleyebilmek için. Yazıda da aynı şey yazıyordu; Mustafa. Gördüğü şeyi yüksek sesle tekrarladı ve bu sefer sesi yankılandı odanın içinde. Ama sadece kendi duymuştu sesini. Adam ve kadın onu fark etmemişti. Bebeği görmek için onlara doğru adım attı. Bugüne kadar gördüğü en güzel bebekti bu. Bakmaya doyamıyordu. Bebek gözlerini açtığında gördüğü ışığın parlaklığı hatırladığı son şeydi.

Genel Merkezde üst düzey komutan Narman Rasin’in beklediği misafir gelmişti; haberci Erus Savtekin. Erus Savtekin komutanın beklediği belgelerle gelmişti. Yaptıkları araştırmanın sonuçlarını konuşuyorlardı ancak komutan duyduklarından memnun kalmamıştı. Belirli kriterleri taşıyan birilerini bulmaları gerekiyordu belirli bölgelerde ancak şimdiye kadar öyle birilerini bulamamışlardı ne yazık ki. Diğer bölgeye geldiklerinde yani Selanik’e durum biraz daha iyiydi. Kurmay Subay Hasan Bey’in sorumluluğunda olan bölgede, kriterlere uyan ve Askeri Rüştiye’de okuyan dört gencin ismi geçiyordu; Nuri, Salih, Fuat ve Mustafa. Erus Savtekin gençlerle ilgili rapordan bahsediyordu. Gençler içinde en çok dikkat çeken Mustafa isimli gençti. Gençlerin buradaki eğitimleri bitmek üzereydi. Ve hepsini kontrolleri altındaki okullara almak zorundaydılar ancak Mustafa Kuleli Askeri Lisesi’ne gitmek istiyordu. Buna asla izin veremezlerdi.  Narman Rasin Hasan Bey’in Mustafa ile özellikle görüşmesini ve onu ikna etmesini istemişti. bu bölgenin bu kadar önemsenmesinin iki nedeni vardı biri Fuat’ın dedesi Salacaklı Müşir Mehmet Ali Paşa, diğeri ise yine Fuat’ın babası İsmail Fazıl Paşa idi.

Maria’nın gördüğü rüya aradan yıllar geçmesine rağmen etkisini sürdürüyordu. Rüyasını sadece hayattaki tek varlığı olan babası Stefanos’a anlatmıştı. Osmanlı’nın Selanik’i almasıyla Maria ve babası Vatikan’a yerleşmişti. Aklı hala o mavi gözlü bebekteydi. Ne zaman konuyu açsa babası kapatıyordu. İlerleyen zamanlarda babasının bu tavrı Maria’nın dikkatini çekmişti. Selanik’in kuşatılmasının ardından Vatikan’da yas ilan edilmişti ve kuşatmanın bedelini üst düzey yöneticiler canlarıyla ödemişti. Katı kuralları vardı ve bunlara uymak zorundaydılar. İçlerinde aykırı davranan olduğunda hemen Merkeze alınıyordu. İşlerine yarayacak biriyse eğitiyorlardı değilse yok ediyorlardı. Stefanos kimi zaman iyi bir komutan kimi zaman da iyi bir manastır yöneticisi oluyordu. Kızını bütün olayların dışında tutmaya büyük özen gösteriyordu. Ancak üstlerine bağlılığı kızının gördüğü rüyayı onlara anlatmak zorunda bırakıyordu. Şimdi daha iyi anlıyordu bu sistemin neden evliliği ve çocukları yasakladığını.

Merkezde ise olağan dönemsel toplantılardan biri daha yapılıyordu. Bu seferki toplantının nedeni personel yetersizliği ve istihbarat açıklığı idi.  Sürekli aynı personelle çalıştıkları için monotonluk baş göstermişti merkezde ve bu da hatalara sebep oluyordu. o yüzden çeşitli birimlerde yetki değişiklikleri yapılacaktı. Bu değişiklik hepsinin moralini düzeltmişti aslında. Hepsi bu heyecanı yaşarken komutan bekledikleri ama korktukları konuya getirmişti lafı; Yonca Operasyonu’na. Neredeyse 5 senedir bu operasyon üzerinde çalışıyorlardı. Komutana dosya ile ilgili gelişmeleri, detayları bildiriyorlardı. Konu Mustafa ve diğer gençlere gelmişti. Ancak herkesi geren bir konu daha vardı ki bunu komutana nasıl söyleyeceklerini bilemiyorlardı. Üç genç kayıptı. Kuşçularıyla da bağlantıları kesilmişti. Okul birincisi olan üç genç yok olmuştu ortadan. Bu kabul edilemez bir şeydi Merkez için. Ve ne olursa olsun bu gençlerin akıbetini öğrenmeleri gerekiyordu. Bu bir emirdi…

Vatikan’da ise Stefanos’un anlattığı rüya tahminlerin üzerinde ilgi görmüştü. Kızını istediği gibi koruyamamış, uzak tutamamıştı. Şimdi rahipler onu da görmek istiyorlardı. Hemen hazırlanıp yola koyulmuştu raporlarla birlikte.

Tibet’te bütün hazırlıklar olabildiğince süratli devam ediyordu. Çember rahiplerinin yılın belirli dönemlerde yaptığı toplantılardandı.  Liderleri 150 yaşındaydı. Başrahiplik hepsi için bir hedefti ancak bunu kendi seçimleriyle yapamıyorlardı. Özel bir kurul tarafından seçim yapılıyordu. Oldukça katı kurallar içinde yaşıyorlardı. Ağır cezalar uyguluyorlardı. Bütün genç rahipler tek tek çapraz sorguya alınmıştı. Ve hepsi bu testlerden başarıyla geçmişlerdi. Ödüllendirmeleri de cezaları gibi gizliydi.  Tören için yapılan hazırlıklar bitmiş geriye beklenen misafirlerin gelmesi kalmıştı. Güvenliğe çok önem veriyorlardı. Nehemya kenidisini hapsettiği yerden çıkmıştı nihayet uzun bir aradan sonra. Yeni üst rahip olmuştu. Aslında birçok rahip tarafından da sevilmiyordu. Geleceğin üst rahibi olacak şekilde yetiştiriliyordu. Nehemya’nın ortaya çıkması en çok yardımcısı Hanani’yi mutlu etmişti. Efendisini çok seviyor, onsuz bir yaşam düşünemiyordu. Beklenen misafirler tek tek gelmeye başlamışlardı. Gelen her kafilenin kendine has kokuları vardı. Okul olarak yeterince dikkat çekiyorlardı dünyada o yüzden bu toplantı çok önemliydi. Kusursuz geçmesi gerekiyordu. Son kafile geldikten sonra manatırın kapıları sonsuza dek kapatılmıştı… Manastırda Maria’nın gördüğü rüyadan, babansın bunu saklamasından, anlatımındaki eksikliklerden konuşuluyordu. Rüyadaki bebek hepsinin dikkatini çekmişti fazlasıyla. Müslümanlardan her zaman rahatsız olmuşlardı. Maria’nın rüyalarından çıkardıkları sonuç,  çok yakın zamanda bir kahramanın doğacak olmasıydı. Ve bunun da bir Türk olacağını düşünüyorlardı. o mavi gözlü bebeğin ileride bir zamanda doğacağını biliyorlardı ama gene de çocuğu istiyordu Amen…

Tokat Amasya sınırında bulunan Sakarat Dağında da hareketli saatler yaşanıyordu. Keçeci Baba’nın beklediği misafirler gelmişti. Gelenler özel, seçkin askerlerden oluşan Heperler’di. Merkezle bağları yoktu. Genelde uykuda tutulurlardı ve gerektiği zamanda aktif hale getirilirlerdi. Gelme amaçları kayıp üç genci bulmak konusunda ondan yardım almaktı. Keçeci Baba’nın sesindeki gariplik hepsinin dikkatini çekmişti. Bu hiç hoşlarına gitmemiş, bütün heyecanları yitip gitmişti. Heperler Keçeci Baba’ya geliş sebeplerini açıklamak istediler ancak o durumu zaten biliyordu. Bu durum da Heper’leri. Heper’ler gerekli dosyaları getirmişlerdi yanlarında, onları Keçeci Baba’ya teslim ettiler. Merkez içeride bir sızma olabileceğinden şüphelendiği için özellikle Keçeci Baba’dan yardım istiyordu. Kayıp gençlerin başına gelenler üzerine oluşturdukları tahminleri Keçeci Baba ile paylaşırlarken bir anda onun “ruhları şad olsun” demesi Heper’leri şok etmişti.

Konaktaki hazırlıklar da büyük bir titizlikle yapılıyordu. Konuklarını eksiksiz ve sorunsuz ağırlamak istiyordu İsmail Fazıl Paşa. Heper’ler sahil boyunca güvenlik önlemlerini almışlardı. Güvenlik çok önemliydi, sistemin bunca yıldır ayakta kalmasının en önemli nedeniydi. Keçeci Baba’nın verdiği bilgiler doğrultusunda üst düzey komutanlar da katılacaktı toplantıya. Daha önce böyle bir toplantı yapılmamıştı hiç. Konağın çevresindeki dut ağaçları da iyi birer kamuflajdı. Beklenen bütün konuklar gelmiş, toplantı başlamıştı. Dönem başkanı söze başlamıştı. Yaşanan olaylar hepsini yeterince germişti. Merkez içinde bir sızma olması ihtimali üzerinde yoğunlaşıyorlardı. Bu asla kabul edilemezdi ancak bütün bu olanların başka bir açıklaması mümkün değildi. Konuşulan bir diğer önemli konu da yonca Opresyonu’nun son bulduğuydu. Çünkü aradıklarını bulmuşlardı sonunda. Biraz da beş rakamının önemi ve hayatlarındaki var oluşlarını konuştular. Garip tesadüfler herkesi hayrete düşürüyordu. Buldukları gençlerle tanışmak için biraz daha beklemeleri gerektiğini öğrenmişlerdi. Çünkü Keçeci Baba böyle olması gerektiğini söylemişti. Toplantılar oldukça uzun sürüyordu. Mola verip devam ediyorlardı.

Konaktaki toplantının üzerinden bir yıl geçmişti ve zaman gelmişti. Üst kurul nihayet adı geçen dört gençle tanışacaktı. İsmail Fazıl Paşa oğlu Ali Fuat’ın yakın arkadaşları olan gençlerle tanışmak istiyordu ve onları konağa davet etmişti ki bu da çok normal bir istek gibi görünüyordu. Ali Fuat bütün arkadaşlarını çok severdi ama Mustafa onun için başkaydı. Mustafa hepsi için değerliydi, ondan çekinir ve saygı duyarlardı. Dört yakın arkadaş sürekli birlikte vakit geçirir, çok keyif alırlardı. Mustafa ileride kuracağı kabineyi bile hazırlamıştı. Arkadaşlarına da önemli görevler vermişti. Bu dört gencin buluşma mekanları Galata idi. Orda buluştukları bir gün Ali Fuat babasının onlarla tanışmak istediğini söyler. Ancak bu istek Mustafa’yı tedirgin etmiştir. Mustafa kılık kıyafetlerinden ötürü gitmek konusunda kararsızdır. Gitmek için tek şartı üniformalarını giymektir. Öyle de yaparlar. Sokaklar hiç olmadığı kadar sakindir ve bu Nuri’yi tedirgin eder ancak arkadaşları onu çok ciddiye almazlar. Konağa vardıklarında hepsi şaşkınlık içindedir. Çünkü içeride onları Merkez üst kurul üyeleri beklemektedir. Bu durum Mustafa’yı iyice heyecanlandırmıştı. Bir tane paşayla tanışacaklarını düşünürken sekiz önemli paşayla tanışacaklardı. Paşalar gençleri rahatlatmaya çalışıyorlardı çünkü bu görüşmeden şüphelenmemeleri gerekmekteydi. Bu dört genç vatan için çok önemliydi. Paşalar gençlerle sohbete başlamışlardı ama gençlerin rahat olması biraz zamanlarını aldı. Hata yapmaktan korkuyorlardı. Ama ir süre sonra gençler rahatlamıştı ve Mustafa konuşmaya başlamıştı. O konuştukça paşalar ne kadar doğru bir karar verdiklerini anlıyorlardı bir kez daha. Konak’taki toplantılar yıllar boyu devam etti. Dört genç gizli mekanları olan Galata’ya çok ender gidiyorlardı artık. Her şey zamana bırakılmıştı. Sonunda Mustafa sınavlara girmiş ve Kurmay Yüzbaşılığa terfi etmişti. Bu haber Merkezde büyük heyecan yaratmıştı. Bekledikleri bütün gelişmeler gerçekleşiyordu tek tek. Arkadaşları bu başarısı için ona sürpriz bir kutlama hazırlamışlardı. Dört arkadaş hep birlikte gülüp eğleniyorlardı.

Merkezde de haberin sevinci yaşanıyordu. Mustafa ve Ali Fuat’ın yüksek dereceyle sınavları vermesi herkesi memnun etmişti. Eğitimlerine aynı okulda devam etmeleri uygun görülmüştü. Merkez üst kurulu Osman Nizami Paşa başkanlığında toplantı kararı almıştı. Konu da Yonca Operasyonu’ydu. Yemin töreni yapılacaktı ve dört genç resmi olarak Merkeze bağlı olarak çalışacaklardı. Dört gence de telgraf gönderilmişti bununla ilgili olarak. Zarflar gençlerin yakınlarınca teslim alınıyordu.  Dört genç birbirlerine yemin etmişlerdi ne olursa olsun ayrılmayacaklarına ve birbirlerine asla ihanet etmeyeceklerine dair…

Mustafa ve Ali Fuat Selanik’e Mustafa’nın ailesini ziyarete gitmişlerdi. Uzun zaman olmuştu onarlı görmeyeli ve Mustafa çok özlemişti annesi ve kız kardeşini. Eve vardıklarında ana oğul bir süre hasret giderdiler. Ali Fuat en yakın arkadaşının bu haline ilk kez şahit oluyordu. Zübeyde Hanım’ a düşkünlüğünü biliyordu ama bu kadarı şaşırtıcıydı. Çünkü Mustafa duygularını asla belli etmeyen biriydi. Bir süre sonra Makbule de dahil olmuştu onlara. Hasret giderme faslından sonra yemek yenmiş, sohbet edilmişti. İki genç yatmak için izin istemişlerdi, yorgundular. Gençler odalarına çıkmış saatlerce sohbet etmişlerdi. Sonunda bedenleri uykuya yenik düşmüştü ancak sarı zarf akıllarından tamamen çıkmıştı bu süre içinde. Mustafa’nın gözü masadaki gaz lambasına ve onun duvardaki yansımalarına takılmıştı. Kalkıp lambayı söndürmeye gittiği sırada zarfı fark etmişti. Üstündeki mühür tanıdık değildi. Mustafa öylece kalakalmıştı. Ali Fuat uzun süre arkadaşının garp hallerini izlemişti. Artık dayanamayıp seslenmişti ancak Mustafa onu duymuyordu bile. Dayanamayıp yanına itmişti arkadaşının. Bir süre sonra arkadaşının sesiyle kendine gelen Mustafa ona zarftan ve duvardaki yansımasından bahsetti. Ali Fuat neden bu kadar önemsediğini anlayamadı bu zarfı. Üzerindeki mühürden olduğunu öğrendiğinde yakından bakmak istedi ve o zaman gördü ki üzerindeki mühür değil bir tuğraydı. Ali Fuat dedesinin özel merakından dolayı biliyordu tuğraları. Tuğralardan konuştuktan sonra sıra zarfı konuşmaya gelmişti artık. İçinden çıkan not ikisine de enteresan gelmişti. Bu zarf sıradan bir zarf değildi. Üzerindeki mühür ve içindeki not bunu çok net açıklıyordu. Mustafa anlayamadığı için sinirlenmişti ve hemen uyumak istiyordu. Her iki genç de o gece kabuslar görmüştü. Ve ikisi de bu kabusların ileride yaşanacakların habercisi olduğundan bihaberdi… Sabah olduğunda kapının çalmasına uyanmışlardı. Onlar Salih’in geldiğini düşünürlerken karşılarında tanımadıkları adamları görürler ve bu adamlar onları almaya gelmiştir. Olay çıkarmadan gitmeye karar verirler. Ancak yolda adamların tavırlarından ve girdikleri garip yollardan hata ettiklerini anlarlar. Elleri silahlı iki asker onları bilmedikleri bir yere götürüyordu. Gidecekleri yere vardıklarında bunun bir infaz olduğu anlamışlardı…

Dört arkadaş gizli mekanlarında buluşmaya karar verdiler. Gelen zarfları konuşacaklardı zarfın içindeki notun ve mührün tek işaret ettiği gizli mekanlarıydı. Dördü dışında kimse bu mekanı bilmiyordu. Belli ki padişahın olduğu yerde gizli bir şey yapmak mümkün değildi artık. Bu olay da bunun kanıtıydı. Dört genç bütün olasılıklar üzerinde konuşup, düşünüyorlardı. bu arada Ali Fuat hepsini şaşırtacak bir haber vermişti. Babası padişahın emriyle sürgüne gönderilmişti. Zarfı gönderenler her kimse dört gencin birbirlerine olan bağlılığını sınamak istiyorlardı. İstenildiği gibi tek tek gitmeye karar verdiler. Bir süre sonra gizli mekanda tekrar buluşacaklardı. Eğer eksik olan varsa ona göre hareket etme kararı aldılar. Geri döndüklerinde hepsi oradaydı. İçinden çıkamadıklar bir şey vardı şimdi onu bulmak için harcıyorlardı bütün enerjilerini. Ali Fuat bir ipucu bulmuştu sonunda. Hep birlikte bunun üstünden gidip sonunda hayatları boyunca unutamayacakları şekli görmüşlerdi.

Merkezde ise sıra dışı bir koşturmaca yaşanıyordu. Çünkü Yonca Operasyonu’ndaki iki üye kayıptı. Narman Rasin yaşanan bu olaydan dolayı aşırı gergin ve sinirliydi. Önüne gelene bağırıyordu. Kuşçular yeterli korumayı sağlayamıyordu artık.  İkinci bir kayıp vakasının yaşanmasını asla istemiyordu ve kırmızı alarm emri vermişti. Kayıp gençlerden sorumlu Kuşçular Merkeze çağırılmıştı ilk kez. Kuşçularla olayın detaylarını konuşuyorlardı. Kayıp gençlerin Mustafa ve Ali Fuat olduğunu öğrenmişti. Onlar olayı tartışırken haberci Erus gelmişti. Komutana bir haberi vardı kayıp gençler hakkında. Gençlerin Fehim Paşa’nın kontrolü altında olması komutanı iyice öfkelendirmişti. Merkezde olağanüstü toplantı kararı alınmış bütün üst düzey yöneticiler çağırılmıştı. Narman Rasin olanlar hakkında bilgi verecekti. Tutuklanma gerekçeleri hakkında bildikleri, tutuldukları yeri ve diğer detayları anlattı bir bir Narman Rasin. Burunlarının biraz sürtmesi konusunda hepsi hemfikir olmuştu. Merkez takipte olma kararı almıştı. Acil durumda müdahale edecek şekilde beklemeye aldılar olayı. Aradan geçen günler sonucunda Merkez Mustafa ve Ali Fuat’ın idamdan kurtulmasını sağlamıştı. Fakat serbest bırakılmalarına yetmiyordu güçleri. Yeni bir operasyon yapmaya karar vermişlerdi. Bu sırada herkesin içini rahatlatan bir haber ulaşmıştı Merkeze. Sorguya alınan gençlerden bazıları suçlarını itiraf etmişlerdi. Serbest kaldıktan sonra takiplerine bir süre ara verilecek ve özel bir birime gönderileceklerdi. Her şey Merkezdekilerin kontrolünde ve istedikleri gibi gerçekleşiyordu. Bütün başarılı gençler Mustafa’nın önderliğinde bir araya geliyorlardı. Mustafa’nın üstüne şimşekleri çekmemek için Selanik’te Saray yönetimine karşı gibi duran bir cemiyet kurmuşlardı; “İttihat ve Terakki Cemiyeti”. Bu cemiyet ve diğer çalışmalar sayesinden pek çok şeye şahit oluyordu Merkezdekiler. Aslında bekledikleri gelişmeleri yaşıyorlardı. Cemiyet gittikçe değişik insanları alıyordu içine ama bunun yanında kurucu üyelerin birçoğu da farklı dinsel olaylara yönelmişti. Mustafa bütün bu gelişmeleri rapor olarak sunmuştu Merkeze. Özellikle masonluk kavramına ve mason localarına dikkat edilmesi gerektiğini belirtmişti.

O kadar çalışma ve uğraşın sonunda nihayet Yonca Operasyonu’nun sonuna gelinmişti. Bunun için de yapılması gereken son şey; yemin töreniydi. Toplam dokuz genç için yapılacaktı bu tören. Notlar hepsine tek tek ulaştırılıyordu. Notlarda hepsini ayrı ayrı kapılara yönlendirmişlerdi. Dokuz genç kendilerine bildirilen kapılara gittiklerinde başka bir sürprizle karşılaşmışlardı; anahtarlar. Anahtarları bulmak için şifreli notlar vardı kapılarda. Şifreyi özen varış noktasına doğru harekete geçiyordu. Dokuz genç kendilerine işaret edilen kapılara geldiklerinde içeri girmeden önce birer not daha bulmuşlardı. Notları okuyan gençler bu ayrı ayrı kapılardan içeri girmişlerdi. İçeri girdiklerinde yerin altına doğru inmeye başladılar. İnerlerken karşılarına çeşitli yazılar çıkıyordu. En son yazı hepsinin gözlerinin dolmasına sebep olmuştur. Sonunda yemin töreni başlamıştı ve dokuz genç sırasıyla yeminlerini etmişlerdi. Bu yemini ederlerken ileride yaşanan ihanetten kimse haberdar değildi. Ali Fuat’ın gördüğü kabus gerçek olacak ve arkadaşlarına ihanet edecekti. Merkez kurucu üyelerinden birinin de mason olduğu tespit edilecekti. Bunlar yüzünden de Merkez bir süre tasfiye edilecekti.

Merkezde işler gittikçe kötüye gidiyordu. Sürekli kayıplar veriyorlardı. İçlerinde bir sızma olduğunu tespit etmişlerdi. İsmail Fazıl Paşa bu süreçte sadece Mustafa’nın güvenliğini düşünüyordu. Korunması gereken tek kişi o idi. Bu zamana kadar Mustafa’ya otuz kez suikast düzenlenmişti. Bu inanılmaz bir rakamdı. Merkez artık onu korumakta çok zorlanıyordu. İsmail Fazıl Paşa sadece Narman Rasin’e güveniyordu ve kendisine bir şey olma durumunda Mustafa’yı ona emanet etmişti. Birkaç saat sonra Mustafa gelmişti Merkeze. Paşa onunla son durumlar hakkında konuşmak istiyordu. İsmail Fazıl Paşa oğlu Ali Fuat’ı Mustafa’ya emanet etmişti. En çok zorlandığında Keçeci Baba’nın ona verdiği notu okumasını söylemişti. Bir süre sonra İsmail Fazıl Paşa bilinmeyen bir nedenle evinde ölü bulunmuştu. Mustafa bu duruma en az Ali Fuat kadar üzülmüştü. Bu ölümle Merkez geçici bir süre tasfiye edilmişti. Her şeyi Narman Rasin üstlenmişti. Köstebeğin kim olduğu halen bilinmiyordu. Bu iki olayına rdından Mustafa’ya yapılan suikast girişimleri bıçak gibi kesilmişti. Belli ki köstebek Merkez içinden beslenemiyordu artık. Narman ile Mustafa zaman zaman görüşüp bilgi alışverişinde bulunuyorlardı. Bu konuşmalar sırasında komutanı Mustafa’dan Fikriye ile olan ilişkisinden duyduğu tedirginliği de dile getirmişti. Duygusal hayatıyla ilgili onu yıpratmaya çalışabilirlerdi. Başak bir kadını devreye sokup onu yıpratmaya çalışacaklarını söyleyip dikkatli olmasını istemişti.

Mustafa kararını vermişti. Ne olursa olsun Ali Fuat ile yüzleşecekti. O yüzden iki dost gizli mekanlarında bir araya gelmişlerdi. İkisi de neden buluştuklarını biliyorlardı ama Mustafa bir türlü açamıyordu konuyu. Ali Fuat söze girdi ve dostunun şüphelerinin ne yazık ki gerçek olduğunu kanıtlayan şeyler söyledi. Babasının ölümünden sonra Ali Fuat iyice bırakmıştı kendini. Mustafa her şeye rağmen dostunu böyle görmeye dayanamıyordu. Tatlı sert atışmalarla geçti konuşmaları ve Ali Fuat’ın Mustafa’ya bilgi getirmesi kararıyla son buldu. Ali Fuat’ın işi bundan sonra daha zor olacaktı. Artık her iki taraf için de casusluk yapacaktı. Dostları tarafından dışlanmıştı. Diğerleri ikisi arasındaki anlaşmayı bilmedikleri için Ali Fuat’a çok kızgındılar.

Narman Rasin’in dedikleri çıkıyordu tek tek çıkıyordu. Mustafa’ya ulaşamayanlar yakın çevresine zarar vermeye başlamıştı. Annesi ve Fikriye bunların başında geliyordu. Fikriye her zaman her konuda inanılmaz destek veriyordu Mustafa’ya. Karşı taraf Narman Rasin’in daha önce dediği gibi Mustafa’yı bir kadın ile esir alacaktı. Diğer denemelerin hepsi başarısızlıkla sonuçlandığı için tek kozları buydu. Özel olarak bu iş için yetiştirilmiş olan Latife Mustafa’nın hayatına girecek ve her şeyi alt üst edecekti. Fikriye gönderilecekti ve sonrasında da öldürülmek istenecekti. Tesadüfi olaylar neticesinde Fikriye kurtulmuştu ama bir süre sonra bebeğini dünyaya getirdikten sonra gözlerini yumacaktı tıpkı Zübeyde Hanım gibi. Mustafa olanlara ve çaresizliğe dayanamıyordu. Bir gece hayatına son vermeye karar verdiğinde aklına Keçeci Baba’nın ona verdiği zarf gelmişti. O zarftan sonra Mustafa bambaşka biri olmuştu. Mesajı almıştı. Fikriye çok zor anlar yaşıyordu. Hayatta kalmak için gösterdiği çaba muazzamdı. Fikriye bebeğini dünyaya getirmiş ve hayata vedasını etmişti. Artık bebek Narman Rasin’e emanetti.

Mustafa Latife’den ayrılmıştı. Daha doğrusu onlar işlerini bitirip sessizce çekip gitmişlerdi. Merkez ve Mustafa hala köstebeğin kim olduğunu bulamamışlardı. Dış güçler İttihat ve Terakki Cemiyeti ile kurdukları sistemi yerini daha cesur bir oluşuma “Türk Mason Cemiyeti” ne bırakıyordu. Herkes bu cemiyete girmeye başlamıştı. Merkez de içeri birkaç adamını sızdırmayı başarmıştı. Cemiyet Mustafa’yı da sisteme dahil etmeyi başarmıştı. Narman Rasin kendisine sunulan raporda sisteme dahil olanları gördüğünde gözlerine inanamamıştı. Bir zamanlar Merkez için çalışan pek çok kişi şimdi oradaydı. Mustafa gözünü karartmıştı ne olacaksa olsun diyordu. Ancak Narman Rasin bu durumdan çok tedirgindi. Mustafa’yı koruyamamaktan rahatsızdı. Sadece çok dikkatli olmasını isteyebilmişti ondan. Bir süre sonra cemiyet kendi kendini feshetmişti. Bu durum Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avraam Benaroyas’ı oldukça rahatsız etmişti. Kesin emri vardı; Mustafa yok edilecekti. Son kozları Mustafa’nın hayatına bir doktor dahil etmekti. Amaçları Mustafa’yı tedavi ediyor gibi görünüp ona zehir vermekti. Mustafa’yı yavaş yavaş öldüreceklerdi. Ölümünden sonra başa kimin geçeceğine bile karar vermişlerdi. Bütün planlarını yapıp harekete geçmişlerdi.

Mustafa son zamanlarda odasından çıkmıyor, özel çalışmalarını yapıyordu. Eskisi kadar sözü de geçmiyordu. Yaptığı pek çok şeyle bütün dikkatleri üzerine çekmişti. O yüzden bilerek ve isteyerek pasif duruma geçmişti. Annesi ve Fikriye’nin ölümü onu çok sarsmıştı. Etrafında birkaç dostu dışında güvenebileceği kimse kalmamıştı. Tek arzusu bütün bu olanların arkasındaki gücü öğrenmekti. Yanında kalan dostları onun için çeşitli araştırmalar yapıyor, raporlar hazırlıyorlardı. Öte yandan diğer tarafın planları başarıyla işliyordu. Mim Kemal Öke Mustafa’nın özel doktoru olmuştu İsmet Paşa’nın referansıyla. Hastalanması için sürekli dış seyahatlere gönderiliyordu. Basit bir grip işlerini görecekti ve bekledikleri olmuştu. Narman Rasin’e ulaştırılan rapor tüyler ürperticiydi. Sonunda köstebeğin kimliğini öğrenmişti ama inanmıyordu. Bunca yıl koyunlarında yılan beslemişlerdi. Üstelik köstebek tek de değildi. Mustafa’nın hemen uyarılması gerekiyordu. Ancak Mustafa’nın durumu gittikçe kötüye gidiyordu. Planları kusursuz şekilde işliyordu. İstedikleri ilaçları vermeye başlamışlardı. Durumu Merkez’e acil koduyla rapor etmişlerdi. Merkez de kontrolleri için ona başka bir doktor göndermişti. Bu durum diğer tarafın planını bozmuştu. Salih yanına yaklaşanlar konusunda çok hassas davranıyordu. Mustafa’nın durumu bir iyi bir kötü oluyordu. Hemen Hatay konusunu halletmek istiyordu. Duruma tekrar müdahale etmişlerdi. Bu sefer devreye Celal Bayar ve onun bulduğu doktor girmişti. Bu kadar çok doktor olduğunda teşhis koymak iyice zorlaşıyordu. Mustafa’nın acı çekerek ölmesini istemişlerdi. Salih son durumları Merkeze rapor etmişti. Narman Rasin fazla vakit kalmadığını anlamış hemen yola çıkmıştı. Mustafa’ya oğlundan bahsetmek zorundaydı artık. Bir gece geç vakit Narman saraya girmişti gizli geçitten. Ancak Narman gelmeden önce Mustafa’nın oğlunu saraya yollamıştı. Kimse şüphelenmesin diye de manevi oğlu olarak tanıştırılmıştı. Narman Rasin Mustafa’nın halini gördüğünde gözlerine inanamadı. Mustafa çok zayıflamıştı ve hayli bitkin görünüyordu. Kısa bir hal hatır sorma faslından sonra Narman Rasin yıllardır gizlediği gerçeği söylemişti Mustafa’ya. Mustafa ve Salih duyduklarına inanamamıştı. Şimdi tek tek konuşuluyordu bütün gizli kalanlar, detaylar. Mustafa bütün bu konuşulanlar karşısında hem şaşkın, hem öfkeli hem de üzüntülüydü. Oğlunu görmek istiyordu daha fazla vakit kaybetmeden. İşte o an gündüz ziyarete gelen çocuğun kütüphanede unutulduğu gelmişti Salih’in aklına. Bütün olayların şaşkınlığı birbirine karışmıştı. Salih hemen misafirhaneye gidip çocuğu almak üzere yola harekete geçmişti. Narman Rasin de Mustafa’ya veda edip saraydan ayrılmak üzere gizli geçide girmişti ama kötü şeyler olacaktı. Narman Rasin ormanda ilerlerken garip sesler duymuştu ve elindeki belgeleri riske atmamak için bir ağacın dibine gömmüştü. Başına gelecekleri biliyor gibiydi. Ne olduğunu anlamadan öldürülmüştü Merkezin son üst düzey komutanı da.

Salih misafirhanedeki çocuğun yanındaydı. Çocuk aynı çok sevdiği dostu Mustafa’ya benziyordu her hareketiyle. İnanılmaz olgun bir çocuktu. Konuşmaları sırasında Salih bunu çok net anlayabilmişti. Belli ki Narman Rasin çok iyi yetiştirmişti bu çocuğu. Daha fazla vakit kaybetmemek için Mustafa’nın odasına çıktılar. Herkes inanılmaz bir heyecan içindeydi. İkisi de bir süre baktı sadece. Sonunda Mustafa’nın ağzından “oğlum” kelimesi çıkıvermişti. Salih ikisini yalnız bırakmıştı. Baba oğul hem bunca yılın hasretini gideriyor hem de vatan meselelerinden konuşuyorlardı. Narman Rasin küçük Mustafa’yı gerçekten çok iyi yetiştirmişti. Mustafa bu kadar çok şey biliyor olmasından dolayı hem şaşkındı hem de oğluyla gurur duyuyordu. Uzun uzun sohbet etmişlerdi. İlerleyen saatlerde Salih küçük Mustafa’yı almaya gelmişti. Kimsenin varlığını bilmemesi gerekiyordu. Ertesi gün Mustafa Narman Rasin’den haber alamayınca kötü şeyler olduğuna dair endişe taşıyordu. Ölü ya da diri onu bulmak istiyordu. Mustafa Narman Rasin’i ararken köstebek de Mustafa’nın ilaç dozlarının artırılmasını emretmişti. Aradan geçen sürede eksik dosya bir türlü bulunamıyordu ama Mustafa’nın ağrıları gittikçe artıyordu. Bu yüzden sevdikleriyle vedalaşmaya başlamıştı. Kardeşi Makbule’ye durumdan bahsetmiş ve kendini koruması için neler yapması gerektiğini söylemişti. En önemlisi de öldükten sonra cenaze namazının kıldırılmasını söylemişti.

Mustafa beş gün boyunca ağır bir komadaydı. Kendine geldiğinde yanında oğlu, Salih ve Kılıç Ali vardı. Mustafa hepsiyle konuşmak istiyordu zamanının kalmadığını hissediyordu. O sırada Ali Fuat’ta oradaydı. Mustafa’ya beklediklerini getirmişti. Salih Ali Fuat’a kızgındı hala ama olaylar onun bildiklerinden farklı gelişiyordu. Mustafa komada kaldığı süre boyunca çok şey görmüştü. Olayları daha iyi biliyordu artık. Hepsine bundan sonra olacakları ve olaylar karşısında yapmaları gerekenleri anlatıyordu. Salih hainin kim olduğunu merak ediyordu ama Mustafa söylememişti. Salih’in bir vazifesi de küçük Mustafa’nın teşkilatı kurmasına yardım etmek ve onu eğitmekti. Salih köstebeğin İsmet Paşa olduğunu öğrendiğinde öfkesi çoğalmıştı. Hepsini öldürmek istiyordu ama kendine hakim olmak zorundaydı.

Mustafa artık tanınmaz haldeydi. Bu hastalık onu perişan etmişti. Bütün vücudu şişmişti. Salih ve oğlu gözyaşlarına hakim olamıyorlardı. Salih dostuna moral vermek için eski güzel günlerden bahsediyordu. Mustafa’nın koma hali devam ediyordu. Salih Allah’a yalvarıyordu onu bizden alma diye. Gözyaşlarından konuşamıyordu bile artık. O anda bir mucize olmuş ve Mustafa gözlerini açmıştı. Saati sormuştu onlara ve peşinden de bir tas su istemişti. Mustafa son görevini yapmak istiyordu bunun için de önce abdest alması gerekiyordu. Bu son istek Salih’e çok ağır gelmişti. Mustafa Salih ve oğlundan birlikte son namazı kılmalarını istemişti.

Mustafa bir önderimiz olacak onun eşliğinde namazı kılacağız demişti ama ne Salih ne de oğlu anlamamıştı ne demek istediğini. Beş kişi olmamız gerek demişti Mustafa ve bu yüzden Kılıç Ali’yi de çağırdılar odaya. Odanın içinde tuhaf bir esinti vardı. Mustafa’nın ağzından –“ve aleykümselam” kelimelerini duydular önce sonra da gözlerini sonsuza dek kapamasına şahit oldular. Mustafa’nın veda etmesi iki gece sürmüştü. Bütün hesaplarını vermiş son yolculuğuna çıkmıştı. Ölüm zamanı kayıtlara 10 Kasım 1938, saat 09:05 olarak geçmişti.

Salih ve Kılıç Ali yapılması gerekenlerle ilgileniyorlardı. İlk iş olarak oğlunu Kız Kulesi’ne yollamışlardı. Şimdilik her şey kontrol altındaydı. Bütün sevdikleri güven altındaydı. Sarayda ilginç bir koşturmaca yaşanıyordu. Salih dayanamayıp sesini yükseltip koridorda bağırdığında sarayda birilerinin odalara girip çıktığını görmüştü. Ancak kimse oralı değildi. Birileri Mustafa’nın çalışma odasına girmişti. Her şeyleri alıyorlardı ama Mustafa’nın çok sevdiği köstekli saati almalarına dayanamamıştı. Tam o esnada köstebeğin sesini duymuştu Salih. Salih tam silahına sarılacaktı ki diğerlerinden birinin eli silahı kavramış ve Salih’e çevirmişti. Salih kendi silahıyla vurulmuştu.

Hainler bütün planlarını bir bir gerçekleştiriyorlardı. Mustafa’ya yakın olan herkes bir bir yok ediliyordu. Resmi binalardan Atatürk resimleri indiriliyor yerlerine İsmet İnönü resimleri asılıyordu. Çember sonunda istediğini yapmış ve Mustafa’yı yok etmişti. Bunu yaparken de İsmet Paşa’yı kullanmışlardı. İsmet Paşa kullanıldığını çok geç fark edecekti. O da ödeyecekti yaptığı ihanetin bedelini ödeyecekti hem de çok ağır bir şekilde.

İngiltere’den gelen kaza haberi herkesi şaşkına çevirmişti. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes ve beraberindeki heyetin içinde bulundukları uçak düşmüştü. Neyse ki Menderes ölmemişti. Merkezin özel olarak yetiştirdiği Menderes Kod 0 için çok önemliydi. Ama bu patlamada Türk Hava Yolları’nın Genel Müdürü Abdullah Parla’yı kaybetmişlerdi.

Salih ve Kılıç Ali söz verdikleri gibi Mustafa’nın oğlunun eğitimine başlamışlardı. En çok mekan konusunda zorlanıyorlardı. Çünkü Merkez binası başta olmak üzere diğer bütün gizli yerler köstebekler sayesinde deşifre edilmişti. Bir süre Kız Kulesi’nde kalıp sonrasında yine dosyada belirtilen Anadolu’nun topraklarına dönmüşlerdi. Mustafa’nın kapattığı Mason Locaları İsmet İnönü tarafından yeniden açılmıştı. Hükümetin ve askeriyenin birçok biriminde bu adamlar vardı artık. Salih ve Kılıç Ali istifa etmişlerdi. Bu hainliğe dayanamıyorlardı. Çember üyeleri kendilerine ajanlık eden insanların bir süre sonra onları da satabileceklerinden şüpheleniyorlardı. Bunun önüne geçmek için de her ülkede gizli bir ordu kurulmasına karar vermişlerdi. 1949 yılının Nisan ayında NATO’yu kurmuşlardı. NATO gizli bir güç de olsa illegal işlerini yapmak için yeni bir oluşum içindeydi Çember. 1952 yılında Gladio Sistemini kurmuşlardı. Türkiye Cumhuriyeti’nde ise durumlar hiç de iç açıcı değildi. Mustafa’nın yolundan giden tek lider olan Menderes ve çalışma arkadaşları hükümet tarafından asılacaklardı. Kod 0 ve Merkez çok uğraşıyordu ama güçleri onarlı kurtarmaya yetmiyordu tıpkı diğer yaşananlara engel olamadıkları gibi. Yaşanan tüm bu olumsuz gelişmelerden sonra Kod 0 Merkezi revize kararı almıştı. Yanında sadece Kılıç Ali vardı. Kod 0 elindeki notlara gömülmüş neler yapabileceğini bulmaya ve sırrı çözmeye çalışıyordu. Çemberin adını bulamamış olsa da bu topraklarda gözü olduğunu anlamıştı. İş çok riskliydi. Doğu bölgesine gitmeleri gerekiyordu. Araştırmalar neticesinde eline ulaşan raporda Meşeli Köyü’ne gitmesi gerektiğini öğrenmişti. Kılıç Ali’yle birlikte yola çıkmışlardı. Notlarda Karakuş ismiyle karşısına çıkan Pertek Kalesi’ne gitmiş adaya varmışlardı. Burası özel olarak yapılmıştı bunu hissediyordu. Burada işaret edilen bir şey vardı ama neydi? Bunu bulmak zorundaydı ama çok dikkatli olmaları gerekiyordu. Ekibi belli bir noktaya yönlendirmişlerdi. İkisi de orada kalıp işaret edilen yeri bulmaya çalışıyorlardı. En sonunda gördükleri sarnıcın bir işaret olduğunu anlamıştı. Bu sarnıç gizli bir geçidi saklamak için yapılmıştı. Şimdi yapılması gereken o sarnıcın içine girip geçide ulaşmaktı. Kaybedecek zamanları yoktu, bütün tehlikelere ve Kılıç Ali’nin uyarılarına rağmen ekibi çağırıp girme kararı almıştı…

Reklamlar

Özet I” için bir yorum

  1. Brovo sana Kürşat Bey yıllardır yazarım diye geçinen yazarlar seni örnek alsın.senin bu kitabınla tarihteki bir çok bilgimin yanlış ve zayıf olduğunu gördüm.keşke bütün aydın geçinen yazarlar ve gerçekten islam olan TÜRK oğlu bunları yazıp gerçekleri ortaya çıkarsa.Yaşadığımız bunca olaylar devlet içindeki ve ordu içindeki dönen olaylar bu tür kitaplarla bağdaştırılınca yıllarca içimizdeki ve dışımızdaki düşmanların amacı ortaya çıkıyor.İsterimki ilkokuldan itbaren öğretilen yalan yanlış tarih gerçekleriyle öğretilsin.Böylece Türklük ne demek ve Türk olmak ne büyük lütuf anlaşılsın.Eminim Atatürk 10-15 yıl daha yaşayabilseydi Türk dünyanın efendisiydi.Bu söz her şeyi ifade ediyor Dünyanın efendisi İnsandır İnsanların efendisi TÜRKLERDİR.Allah Türkü Korusun evlatlarına Mustafa Kemal Atatürk gibi yaşamayı nasip eylesin.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s